Aay olarak her zaman olduğu gibi, bu kez “Kanlıca mantarı buzdolabında kaç gün dayanır” konusunda sizin yanınızdayız.
Bir Sonbahar Akşamı ve Kanlıca Mantarıyla Başlayan Hikâye
Kayseri’nin sonbaharı hep biraz serttir. Rüzgâr, Erciyes’in eteklerinden şehre inerken sanki insanın içine de işler. O gün de öyle bir gündü. Hava griydi ama içimde garip bir heyecan vardı. Günlüğüme “bugün bir şey değişecek gibi hissediyorum” diye yazmıştım. Ne değişeceğini bilmiyordum, sadece hissediyordum.
Annem sabah pazardan dönerken elinde küçük bir sepetle geldi. İçinde orman kokusu taşıyan, turuncu-kızıl tonlarında Kanlıca mantarları vardı. O an mutfağın havası bile değişti. Sanki şehir değil de bir köy evindeydik. Annem gülümsedi.
“Bunlar çok taze,” dedi. “Bugün yapmazsak yazık olur.”
Ben o sırada telefonda bir şeylere bakıyordum ama gözüm mantarlara kaydı. O an fark ettim ki bazı şeyler insanın dikkatini zorla çeker. Kanlıca mantarlarının görüntüsü de öyleydi.
Ama hayat bazen insanı erteler. O gün ben de erteledim.
Ertelemenin Küçük Bir Felakete Dönüşmesi
Akşam oldu. Arkadaşım aradı, dışarı çıkmamı istedi. “Bir iki saat takılırız” dedi. İçimdeki boşluğu doldurmak için evden çıktım. Mantarlar mutfakta kaldı. Annem “yarın yaparız” dedi, ben de rahatladım.
O gece Kayseri sokaklarında yürürken içimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şeyi yanlış yere bırakmışım gibi. Günlüğüme yazsaydım, “içimde açıklayamadığım bir kayıp hissi var” derdim.
Eve döndüğümde mutfakta o sepete baktım. Kanlıca mantarları hâlâ oradaydı ama artık aynı görünmüyorlardı. Sanki biraz solmuşlardı. O an aklımdan geçen tek soru şuydu: Kanlıca mantarı buzdolabında kaç gün dayanır?
Bilmiyordum. Ama içimden bir ses “fazla uzun değil” diyordu.
Buzdolabının Sessiz Gerçeği
Ertesi gün işe gittim, hayat devam etti. Ama mutfaktaki o sepet aklımdan çıkmadı. Akşam eve döndüğümde annem kapıyı açar açmaz yüzüne bir ifade yayıldı.
“Geciktik,” dedi sadece.
Buzdolabını açtığımda gerçek ortaya çıktı. Mantarların bazıları nemlenmiş, bazıları yumuşamıştı. O canlı turuncu renk gitmiş, yerine ağır bir solgunluk gelmişti. İçimde bir şey düştü sanki. Küçük bir hayal kırıklığı ama derin.
Annem “normalde Kanlıca mantarı buzdolabında 2-3 gün taze kalır, sonra bozulmaya başlar” dediğinde, sanki sadece mantarı değil, bir fırsatı da kaybetmişim gibi hissettim.
O an şunu fark ettim: bazı şeyler sadece yiyecek değildir, gecikince insanın içinde başka şeyleri de çürütür.
Bir Günlük Sayfasına Sığmayan Duygular
O gece günlüğümü açtım. Uzun zamandır ilk defa sayfalar dolusu yazdım. Kelimeler kontrolümden çıkmış gibiydi.
“Bugün basit bir şeyi kaybettim ama içimde büyüttüğüm şey çok daha büyük” diye yazdım.
Kanlıca mantarları bana hayatın küçük bir dersini vermişti. Beklemek her zaman kötü değildir ama bazı şeyler vardır ki zaman onlara acımasız davranır. Tıpkı buzdolabında unutulan o mantarlar gibi.
Kendime kızdım. “Bu kadar basit bir şeyi nasıl kaçırdın?” diye sordum. Ama cevabı yoktu. Çünkü mesele mantar değildi. Mesele benim ertelememdi.
Ertesi Gün ve Sessiz Kabulleniş
Ertesi gün sabah mutfağa girdiğimde sepet hâlâ oradaydı. Ama artık bir şeyler tamamen değişmişti. Annem sessizdi. Ben de öyle.
Bir kısmını ayıklayıp attık. Bir kısmı ise hâlâ kullanılabilir durumdaydı ama eski tazeliği yoktu. O gün mantar yemeği yapıldı ama kimse eskisi gibi keyif almıyordu.
Yemek sırasında kimse çok konuşmadı. Sadece çatal sesleri vardı. İçimde garip bir boşluk vardı. Sanki bir şeyleri kaçırmışım gibi.
O an tekrar sordum kendime: Kanlıca mantarı buzdolabında kaç gün dayanır?
Cevap netti artık: çok uzun değil. Ama asıl mesele bu değildi. Asıl mesele benim zamanla olan ilişkimdi.
Kayseri Sokaklarında Düşünmek
O akşam dışarı çıktım. Erciyes’in silueti uzakta duruyordu. Soğuk hava yüzüme vuruyordu ama ben üşümüyor gibiydim. Çünkü içimde başka bir şey vardı: farkındalık.
İnsan bazı şeyleri kaybedince büyüyor. Ben de küçük bir mantar sepetiyle büyümüştüm.
Sokakta yürürken kendi kendime konuştum. “Neden hep erteliyorum?” dedim. Cevap yoktu. Ama içimde bir değişim başladı.
Belki de hayat, büyük olaylarla değil, buzdolabında unutulan küçük şeylerle öğretiyordu her şeyi.
Günlükte Yeni Bir Sayfa
Eve döndüğümde tekrar günlüğümü açtım. Bu sefer daha sakin yazdım.
“Bugün öğrendim ki bazı şeyler beklemiyor. Kanlıca mantarı gibi… buzdolabında bile olsa zamanla değişiyor. İnsan da böyle. Duygular da böyle.”
Hayal kırıklığım hâlâ vardı ama yanında küçük bir kabul de oluşmuştu. Hayatın kusursuz olmadığını kabullenmek gibi.
O an kendime söz verdim: küçük şeyleri ertelemeyecektim.
Bir Mantarın Öğrettiği Şey
Şimdi geriye dönüp baktığımda o olay bana garip geliyor. Basit bir mantar hikâyesi gibi görünebilir ama benim için öyle değil.
Kanlıca mantarları bana zamanı öğretti. Beklemenin sınırını, gecikmenin etkisini, küçük ihmallerin nasıl büyüyebileceğini gösterdi.
Ve en önemlisi, bana kendi iç sesimi dinlemeyi öğretti.
Çünkü o gün o sesi dinleseydim, belki mutfakta her şey farklı olurdu.
Sonuç Yerine İçimde Kalan
Şimdi her Kanlıca mantarı gördüğümde o günü hatırlıyorum. Kayseri’nin soğuk bir akşamını, mutfakta sessizliği, annemin bakışını ve içimdeki o küçük kırılmayı…
Ve hâlâ bazen kendime aynı soruyu soruyorum:
Kanlıca mantarı buzdolabında kaç gün dayanır?
Cevabı biliyorum artık. Ama bu soru bana sadece süreyi değil, hayatın kendisini hatırlatıyor.
Bazı şeyler zamanla bozulur. Bazı şeyler beklerken kaybolur. Ama bazı dersler, bir ömür boyu kalır.